|
Kavramları Doğru Kavramak
Ülkemizde, kavramların pek çok zaman yanlış tariflendiğine tanık oluyoruz. Bu durum başlangıçta, "kavramın özü aynı olduktan sonra nasıl ifade edildiğinin bir önemi yok" gibi bir söylemle maruz gösterilmeye çalışılsa da, bu durum son derece büyük bir tehlike oluşturuyor. Önce kavram algıları yanlış tanımlar yüzünden kayıyor, sonra altı, nihayetinde de içi boşaltılıyor. Sürecin bu şekilde işlemesinin çeşitli nedenleri olabilir ama bir noktadan sonra, kavram dilimizde tamamen anlam ve içerik değiştiriyor. Bu durum daha sonra uygulamalara yansıyor.
Tabii durumun bu noktaya gelmesinde kavramları ortaya koyan bir ülke olamayışımızın çok büyük payı var. Bir şeyi üreten siz değilseniz tanımlamanız ve doğru şekilde ifade etmeniz zordur.
Aynı sıkıntı yazılım sektörü için de geçerli. ERP konusunda mesela.
SAP'yi düşünün. Dünyanın en önemli mühendislik uygulamalarının geliştirildiği Almanya'da, 1972 yılında kurulan firma, tam 37 yıldır ERP sektörü üzerinde çalışıyor. Tam 37 yıl. Dile kolay.
SAP bunca farklı sektöre, bunca farklı iş sürecine neredeyse hiçbir yazılım güncelleme gereksinimi olmadan nasıl hizmet veriyor, düşündünüz mü hiç ? Böyle bir projenin analizi ve tasarımı kaç kişilik ekiple yapılır, tasarımı kaç kişilik bir ekip tamamlar.
Yüksek lisans yaptığım dönemde Türkiye'de ERP sektörünü en iyi tanıyan insanların başında gelen ve halen ERP geliştiren firmalara danışmanlık veren sevgili hocam Arzu Baloğlu, SAP'nin proje başlangıcında nasıl bir analiz çalışması yaptığını anlatmıştı bize. Buna göre, öncelikle o dönem için en geniş pazarlara sahip sektörler belirlenmiş. Otomobil, turizm, kimya, silah, gıda, perakende, demir-çelik, bankacılık, finansman, tekstil, haberleşme vesaire vesaire. Sonra bu sektörlerdeki lider şirketlerin listeleri çıkarılmış. Her biri iş süreçlerine göre departman departman ayrılmış. Sonra bu departmanlar onlarca analist arasında paylaştırılmış. Bu analistler farklı sektörlerdeki farklı iş akışlarını en ince detayına kadar incelemişler. Bunu yaparken de bu akışları değiştirmek, eleştirmek gibi kaygılar güdülmemiş ve her şey tam da olduğu gibi raporlanmış. Aylar süren bu çalışmalardan sonra oluşan raporlar bir araya getirilerek farklı sektörler için yüzlerce farklı iş akışı çıkartılmış.
Bu noktaya geldikten sonra işin daha kolay olan teknik boyutuna geçilmiş. Tasarım tahmin edilebileceği gibi bu iş akışlarının tamamını destekler nitelikte. Yazılım da buna göre geliştirilmiş. SAP'nin geliştirdiği ERP uygulaması, farklı sektörlerin farklı iş akışlarını, bu analiz ve tasarım sayesinde destekleyebiliyor.
Bir ERP yazılımının nasıl bir altyapı üzerinde çalıştığı, iş süreçlerini ne şekilde yönettiği, kurum içindeki birimler arasındaki veri alışverişini nasıl yaptığı bu yazının konusu değil. Ancak bir ERP projesinin tanımı gereği temel işlevleri dışında ne gibi temel özelliklere sahip olması gerektiğini konumuz açısından burada anmakta fayda var.
ERP uygulamaları, kavramın dünyadaki algısı gereği, son derece esnek altyapılara sahipler. Bu çok temel bir özellik olduğu için SAP aylarca farklı sektörlerin farklı iş süreçlerini inceledi. Bugün SAP'nin geliştirmiş olduğu bir ERP sistemini satın aldığınızda, sağlıklı bir uyarlama çalışması sonrasında, süreçlerinizi tek bir platform üzerinden, bir şekilde(*) yönetebiliyorsunuz. Hem de iş akışlarınızı değiştirmek zorunda kalmadan.
Günümüzde yapılan ERP uyarlama çalışmaları yüzde seksen oranında başarısız oluyor. Bunun temel sebeplerinden biri de, firmanın, yanlış uyarlama çalışmaları sebebiyle iş süreçlerini değiştirmek zorunda kalması. Pek çok kurumsal firma da, iş süreçlerini değiştirmenin maliyetinin, en iyi ERP paketine sahip olmaktn çok daha katlanılmaz olduğunu biliyor artık.
Bizdeki durum ise tamamen farklı. ERP'nin ne demek olduğunu tam kavrayamadığımız için tabii ki. Yazılım üzerinden ürün satış hareketi yapıldığında faturayı otomatik üretip, satış tipine göre kasa hesabına ya da kredili satışlar hesabına gerekli musasebe kayıtlarını yazdığımızda ERP uygulaması geliştirdik sanıyoruz. Müşterinin iş süreçlerine yazılımın uyum göstermesi önemli değil, müşteri süreçlerini yazılıma göre evirsin diyebiliyoruz. Evet bu denebilir bir şey, çünkü daha önceki yazılarımda da vurguladığım gibi günlük iş yoğunluğu içerisinde süreçlerin nasıl daha verimli hale getirileceği pek de sorgulanmıyor. Siz dışardan bakan ve büyük resmi gören biri olarak süreçleri yeniden belirleyebilirsiniz. Buradaki sorun, ülkemizde ERP olduğu iddia edilen yazılımların çok az süreç seçeneği sunuyor olması. Kaldı ki bu kadar kısıtlı seçenekle de müşteriye verimli iş sürecini önermek pek mümkün değil. (Zaten ülkemizdeki yazılım sektörünün temel sorunlarından biri de bu. Yazılımlar süreçlerin daha verimli yönetilmesinden ziyade daha kolay yönetilmesi için geliştiriliyor. Ama bu zaten bambaşka bir yazı konusu.)
Bir ERP uygulamasının kapalı bir dünya olduğunu varsaymak elbette hata olur. Böyle bir uygulama kurumun sınırlarını aşabilmeli ve tedarikçilerin ya da üçüncü parti diğer kurumların yazılım sistemleriyle de konuşabilmelidir. Hem de süreçleri, mevcut iletişim kanallarını ve yöntemlerini değiştirmek zorunda bırakmadan. Ama maalesef bu ülkemizdeki ERP sektörünün pek de üzerinde durduğu bir konu değil. (Biz insanlar arasındaki iletişime önem veren bir toplum değiliz ki, bilgisayar sistemlerinin haberleşmesine önem verelim, değil mi ya!)
Bu yazının amacı iyi bir ERP sisteminin nasıl olması gerektiğini anlatmak değil. SAP'yi övmek ya da ülkemizdeki bu tip yazılımları geliştirme çabası içindeki yazılım firmalarını yermek de değil. Benim asıl anlatmaya çalıştığım; ERP kavramının yanlış algılanması ve içinin boşaltılması sonucunda başımıza nelerin geldiğini ortaya koyabilmek. Kavramı gerçek tanımından farklı anlıyoruz, farklı yorumluyoruz, farklı anlatıyoruz. Sonucunda da aslında ERP olmayan, ERP uygulamaları üretiyoruz. Bu başarısız müşteri deneyimleri olarak karşımıza çıkıyor sık sık. Yazılımlarımızın benzer sebepten yerel kaldığını da ayrıca vuygulamak gerek.
Gerçekten öyle değil mi? Düşünsenize, dünyada ismini bir çırpıda sayabileceğimiz belli başlı on kadar ERP yazılımı bulunuyor. Bunlardan, sadece bir ya da birkaç alanda uzmanlaşmayı seçenler de var, J.D.Edwards gibi. Ama biz bir yazılım üssü olmayı başardığımız için çoktan dünya standardlarını aşmışız. Sadece İstanbul'da ERP uygulaması geliştiren yirmiden fazla yazılımevi sayabilirim ben size. Bunu da bir proje yöneticisi, bir analist, 2 deneyimli, 3 de yeni mezun yazılım uzmanıyla yapmakla övünüyorlar, hem de sadece 10 ay içinde. Sizin de kulağınıza biraz tuhaf gelmiyor mu, ne dersiniz.
Bundan sonraki yazımda da, iş zekası kavramının tam anlaşılamadığı için; içinin nasıl boşaltıldığını ve bu yüzden neden bu alanda bir adım ileri gidemediğimizi anlatmaya çalışacağım.
Bülent Göven - 08.08.2009
|