Kılıçdaroğlu'ndan İstanbul'a Neden Belediye Başkanı Olmaz ?

Belediyecilik geçmişi olmadığı için değil. Seçim kampanyası boyunca söyledikleriyle belediye başkanı olursa ne yapacağına dair en ufak bir fikri olmadığını bu kadar çok belli ettiği için de değil. Tipik bir CHP mensubu olarak neler yapılabileceği üzerine kafa yormak yerine altı boş muhalefet yaptığı için de değil. Her yeni gün ortaya birtakım iddialar atıp aksi ispatlandığında özür dileyebilme erdemini gösterememesi yüzünden de değil. Çalışma Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı yaptığı dönemde hem 14 yaşındaki oğlunu hem de henüz on aylık torununu sigortalattırarak dilinden düşürmediği dürüstlük kavramının neresinde durduğunu bu kadar açık etmesi yüzünden de değil. Ötesi bunu doğrularken "Bu durum torunumu sevme hakkımı elimden alamaz" diyerek suç sanki küçücük bebeğinmiş gibi konuştuğu için de değil. Başbakanın "Her üniversiteden mezun olan iş bulacak diye bir kural yok" sözünü eleştirirken "Bu gençler meslek edinmek için üniversiteye gidiyor" diyerek üniversite sözcüğünün evrensel anlamını bilmediğini bu kadar belli ettiği için de değil. Başbakana aksi bir şey söylemek için kendince hazırladığı "Kültür Mozaik"i listesine Parvus Efendi'yi dahil ederek hepimizi eğlendiği için hiç değil.

Çok basit bir sebebi var. İstanbullu olmadığı için.

İstanbullu olmaması, sadece bu büyülü kentte doğmamış olmakla ilgili değil elbette. İstanbul'u bilmemesi, İstanbul'u ruhunda hissedememesi, İstanbul'a bir İstanbullu gibi aşık olmaması ve İstanbullu'yu tanımaması kastım. Yoksa İstanbulluluk bu topraklarda doğmakla ilgili olamaz sadece. Byton da İstanbul'da doğmadı, ulu sultan Fatih de, Yahya Kemal de...

Nereden çıktı bu yazı ? Kemal Kılıçdaroğlu'nu vizyonsuz ve çağı algılamaktan yoksun bulduğum için mi sandınız ? Ona özenip ona muhalefet etmek için mi ya da ? Yok canım, çok daha basit bir sebebi var!

Geçtiğimiz haftasonu yine Sultanahmet'e gittim. Niyetim British Museum'dan getirilip Arkeoloji Müzesi'nde nisan başına kadar sergilenecek olan "Disk Atan Atlet" heykelini görmekti. Bir müze kart sahibi olmanın avantajıyla Ayasofya'ya girmeyi de ihmal etmedim tabii. Nihayet - yanılmıyorsam eğer - 16 yıldır süren restorasyon da tamamlanmış olmalıydı üstelik. Müzenin bahçesine girerken duyduğum heyecanı, bir de Saint Petersburg'da Dostoyevski'nin evinin kapısından geçerken duymuştum. Çevremdeki seslere kulak verdiğimde benimle aynı heyecanı paylaşan başka insanların olduğunu farketmek de apayrı bir zevkti. Bir genç yanındaki arkadaşına "Bir seneden beri ilk kez giriyorum Ayasofya'ya, çok heyecanlıyım" diyordu. Yaşıtım biz kızsa "Nihayet dünya gözüyle göreceğim restorasyonu bitmiş Ayasofya'yı, rüya gibi" diye anlatıyordu içindeki heyecanı. İngiliz bir turist grubunun rehberinin ise sesini duymalıydınız. Aynı şeyi bilmem kaç yüzüncü kez anlatan bir adamdan ziyade bir kez daha Ayasofya'nın ihtişamı karşısında hayran kalan bir İstanbul aşığı gibi duruyordu.

Bir sonraki durağımsa 2009 yılı içinde ziyarete açılan Ayasofya'nın gölgesinde dinlenen Sultan Türbeleri'ydi. Küçük, şık ve bir o kadar sade sultan türbeleri. Özellikle Koca Sinan'ın sihirli ellerinden çıkmış Sultan II.Selim türbesi gerçekten büyüleyici bir zerafete sahipti.

Sonra İstanbul'a nasıl aşık olduğumu, bu kentten başka yerde yaşama fikrinin bile beni nasıl ürküttüğünü düşündüm. Belki bu kentte yanlış bir yüzyılda doğdum ve yaşıyorum ama yine de burada olduğum için ne kadar şanslı olduğumu geçirdim aklımdan...ve İstanbul'u İstanbul yapanları andım: Constantinus'tan Aziz Theodius'a, Justinianus'tan Fatih Sultan Mehmet'e, Mimar Sinan'dan Sedefkar Mehmet Ağa'ya, Dede Efendi'den Bezmialem Valide Sultan'a, Tatyos Efendi'den Ahmet Hamdi Tanpınar'a kadar nicelerini...

İstanbul eskiden kimlere emanetmiş, son yıllarda ise kimlere. Benim yaşadığım yıllar içinde anılarımda kalan isimler geldi aklıma. Nevzat Ayaz vardı mesela, valiydi. Bedrettin Dalan zamanında talan edildi canım İstanbul. Beterin beteri Nurettin Sözen derler bir adam belediye başkanı oldu. Recep Tayyip Erdoğan zamanında kentin giderek daha da çarpık bir hal aldığını hatırlıyorum. Fatma Girik'in belediye başkanı olduğu dönemde, o zaman oturduğum Şişli'de yolda yürürken her adımda ya yerdeki çöpe basmak zorunda kalıyorduk ya bir işportacı tezgahına. Gülay Atığ'dan filan hiç bahsetmemek gerek.

Neyse ki son iki belediye başkanı İstanbul ruhunu taşıyordu da çehresi tazelendi İstanbul'un.

İşte o an birden aklımdan Kemal Kılıçdaroğlu'nun İstanbul Belediye Başkanı olduğu geçti. Siyasi konumu itibariyle herhangi bir yükümlülüğü yokken bunca çam deviren Kılıçdaroğlu, iş başına gelse kimbilir neler yapardı diye düşündüm. Tüylerim diken diken oldu bir an.

Gözümün önüne seçim propagandası dönemindeki çizmeleri giymiş gecekondu semtlerinde çamura bata çıka halkla tokalaşması geldi. Sadece bu görüntü bile Kılıçdaroğlu'nun İstanbulluyu anlamaktan ne kadar uzak olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyordu. İstanbullu kendisine lider olacak kişinin kendisi gibi olmasını değil, kendisine sınıf atlatmasını bekliyordu oysa. Bu görüntü memur Ankara'sında belki anlamlıdır, bilemem ama, İstanbul'da komik duruyordu.

İktidar partisini, çok haklı olarak, bedava kömür ve beyaz eşya dağıtmakla eleştirirken seçim vaadi olarak aile başına şu kadar para dağıtacağını söylemesi de ayrı bir çelişkiydi.

Tüm bunlar dışında 80 kilometrelik metro hattı inşaası, toplu taşımanın 1 TL olması, ücretsiz mezar tapusu verilmesi, konutlara tapu dağıtma, deprem iyileştirme planı gibi vaatlerde bulundu. Ama bunların nasıl yapılacağına, projelerine, kaynağın nasıl yaratılacağına dair soruların hiçbiri için bir yanıtı yoktu.

Tüm bunları düşünürken 1999 - 2002 yılları arasında çalıştığım Time Communications geldi aklıma. Bir parçası olmaktan gurur duyduğum, elimden geldiğince var gücümle çalıştığım ve halen özlemle andığım eski şirketimi düşündüm. On dokuzuncu çalışanı olarak katıldığım şirket iki buçuk yıl sonunda elli küsür kişiye istihdam yaratıyor ve yazılım ihracatı yapıyordu. Burada hayatımın sonuna kadar çalışabilirim diye düşündüğüm Time Communications, asıl işi yazılım olmayan Borusan tarafından satın alındıktan bir sene kadar sonra, hem de göz göre göre sürekli zarar etmeye başladı ve sonunda tümden kapandı.

Neden mi ?

Kemal Kılıçdaroğlu İstanbul belediye başkanı olsaydı siz de nedenini anlardınız...

Bülent Göven - 21.02.2010