Maaşınız Neyin Karşılığı ?

Türk Dil Kurumu maaş sözcüğünü "Birine, görevi karşılığı olarak veya geçimi için her ay ödenen para" olarak tanımlıyor. Nobel ödüllü büyük filozof Bertrand Russell ise, "Bir insanın yaptığı iş için kafasında belirlediği ödeme miktarı" olarak tariflemiş İktidar adlı kitabında maaş sözcüğünü. Kelimeyi bir hukukçu bambaşka şekilde tanımlayabilir. Bir işveren doğrudan maliyet kalemi olarak görür çalışanına verdiği maaşı. Bir çalışan içinse hayatını idame ettirme aracıdır.Peki sizce maaşınız neyin karşılığı?

Herkes tarafından benzer şekilde anlaşılan bir sözcüğün yarattığı algının bu kadar farklı olması çok eğlenceli görünür benim gözüme. Mesela patronlar. Para vermektedir ya çalışana, sanırsınız ki Allah rızası için veriyor o parayı. Bir hata yapmaya görsün çalışan, hemen aldığı maaş koyulur burnunun önüne. Bir çalışanın para pazarlığı yapması hemen paragöz damgası yemesine sebep olur, patronun yaptığı ise cimrilik değildir asla. Zam yapmıyorsa kurum içindeki dengeleri bozmamak adınadır. Filanca bey mesela, ne kadar çok çalışıyordur ama asla şikayet etmemektedir maaşından. Filanca beyin hakkını aramıyor oluşu sizin hak arayışınızın önüne erdemmiş gibi konuverir.

Beni en çok güldüren şeylerden biri de bir işverenin çalışanla olan ilişkisinde kendini hep bir üst noktada konumlandırıyor olmasıdır. Mesela, patron çalışanı işten çıkartabilir ama çalışan istifa ettiğinde pek de anlayışla karşılanmaz. Patron çalışandan memnun olmayabilir ama çalışanın patron memnuniyeti bahis konusu değildir. Oysa, rasyonel bir gözle baktığınızda, işveren - işçi ilişkisi ekmek alırken bakkalla kurduğunuz ilişkiden çok da farklı değildir. Bakkaldan ekmek satın alırsınız ve karşılığı olarak para verirsiniz. Patronumun bana ödediği maaş da benden alabileceği emek ve bilginin karşılığıdır. Ekmek gibi yani.

Beni yine çok eğlendiren konulardan biri de çalışanların diğer çalışanların maaşlarına duyduğu aşırı meraktır. Aldığı maaştan son derece memnundur ama ille de mesai arkadaşının aldığı ücreti bilmek ister. Öğrenmekse hiç huzur verici değildir.

Varsayalım çok özel bir yeteneğiniz var ve bu yeteneğinizin karşılığı olarak ayda bir milyon dolar para alıyorsunuz. Hiçbir şikayetiniz yok, işinizden de maaşınızdan da son derece memnunsunuz. Ama sonra günlerden bir gün, mesela Jamaika'da sizinle aynı yeteneğe sahip birinin daha yaşadığını ve bu meslekdaşınızın aynı iş için aldığı ücretin iki milyon dolar olduğunu öğreniyorsunuz. Şu durumda kendinizi haksızlığa uğramış hissetmeniz insan doğası gereği. Sonuç olarak sizin için rasyonel anlamda değişen hiçbir şey olmadığı halde mutsuz olmak için artık bir kamyon dolusu sebebiniz olabilir.

Çalışanların diğer çalışanların ücretleri üzerinden yorum yapmaları oldukça abes gelir benim gözüme. Sonuçta parayı ödeyen kişi ile çalışan el sıkışmıştır ve iş akti başlamıştır. O insanın ne kadar çalıştığı, ne kadar iş ürettiği, ne kadar katma değer yarattığı maaş üzerinde çok da etkin bir faktör değildir. Öyle olsaydı işverenler ürettiği işten memnun olmadığı çalışanlarını işten çıkarmazlar, maaşlarını düşürürlerdi. (Elbette bunun da örnekleri vardır ama çok da sık rastlamadığımızı rahatlıkla söyleyebiliriz.)

Kaldı ki bir patronun bir çalışana ödediği maaşın bambaşka sebepleri olabilir. Sektörde bilinen biridir ve hiç iş yapmasa bile kuruma prestij sağlıyor olabilir mesela. İş ilişkileri çok kuvvetlidir ve sadece bağlantıları kurar. Kendisi hiç çalışmıyor olsa da diğer çalışanları bir araya getirip sinerji oluşmasını sağlıyor olabilir - ki bu hiç de azımsanacak bir fayda değildir aslında.

Ben, sadece çalışanların kendi aralarındaki sohbetleri kendisine aktarması için adam çalıştıran patron da gördüm. (Tabii böyle şeyler Aylaklığa Övgü ya da Y Teorisi Üzerine adlı yazımda anlattığım ideal şirketler de asla olmaz...ve tabii ki ideal olmayan şirket de yoktur, siz sadece ideal şirketlerden birinde çalışıyor olduğunuzun farkında değilsinizdir.)

Bense bir çalışana ödenen maaşı, o kişiye sahip olmanın bedeli olarak tarif ediyorum. Benim ya da sizin CV'nize sahip birini bir şirket çatısı altında tutabilmek için ödenen ücrettir maaş. Az önce söylediğim gibi, ne üretilen iş miktarıyla ilgilidir ne de yaratılan katma değerle. Mesela çalıştığım kurum bana beş lira öderken benimle aynı işi yapan bir başkasına iki lira ödüyorsa bu benim suçum değildir. Benimle çalışmanın karşılığı beş liradır ve bu benim yaptığım işten bağımsızdır. Tüm yetkinliklerimi kullanabildiğim bir kurumda hak edeceğim ücrettir bu. Tüm yeteneklerimi kullanabileceğim bir görevim yoksa bunun sorumlusu ben olamam ki. Buradaki temel hata, o iş için yapılan çalışan seçimindedir. Bu da zaten başlıbaşına bir insan kaynağı yönetimi sorunudur, bir maaş sorunu değil.

Bülent Göven - 26.06.2009