Amin Maalouf'u Anlamak...
Amin Maalouf'un son kitabı Çivisi Çıkmış Dünya'yı bitirir bitirmez önüme gelene herkese tavsiye etmeye başladım. Benim önerim üzerine kitabı okuyan arkadaşlarımdan biri, kitabı bitirdiğinde ilk iş olarak beni aradı. "İyi hoş da, bu adam ne diyor bir şey anlamadım ben" diye serzenişte bulundu ve Maalouf'un tüm kitap boyunca "Bunlar bunlar yanlış, ama şunlar da doğru demiyorum", "Filanca sistem bu haliyle yanlış, ama şu haliyle doğru olur da demiyorum" diye yazmış olduğuna dikkatimi çekti. İyi ya Amin Maalouf onu da bunu da demiyorsa, o zaman ne diyordu ? Arkadaşıma kısaca bu kitabın denemelerden oluştuğunu ve denemelerin doğası gereği yazarın herhangi bir vargıya varması gerekmediğini söyledim, en azından okuyucuyla paylaşma yükümlülüğü yoktu açık açık. Kendiyle konuşur gibi yazıyordu işte..."İyi ya," diye çıkıştı arkadaşım bu sefer, "madem öyle, bir şeyin yanlış olduğunu söylediğinde, o konuyla ilgili filanca görüşü de savunmadığını neden sürekli ifade etmek zorunda hissediyor kendini ? Sayfayı doldurmak için mi ?" devamı için...
Bülent Göven - 28.02.2010
  
  
    Kılıçdaroğlu'ndan İstanbul'a Neden Belediye Başkanı Olmaz ?
Belediyecilik geçmişi olmadığı için değil. Seçim kampanyası boyunca söyledikleriyle belediye başkanı olursa ne yapacağına dair en ufak bir fikri olmadığını bu kadar çok belli ettiği için de değil. Tipik bir CHP mensubu olarak neler yapılabileceği üzerine kafa yormak yerine altı boş muhalefet yaptığı için de değil. Her yeni gün ortaya birtakım iddialar atıp aksi ispatlandığında özür dileyebilme erdemini gösterememesi yüzünden de değil. Çalışma Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı yaptığı dönemde hem 14 yaşındaki oğlunu hem de henüz on aylık torununu sigortalattırarak dilinden düşürmediği dürüstlük kavramının neresinde durduğunu bu kadar açık etmesi yüzünden de değil. Ötesi bunu doğrularken "Bu durum torunumu sevme hakkımı elimden alamaz" diyerek suç sanki küçücük bebeğinmiş gibi konuştuğu için de değil. Başbakanın "Her üniversiteden mezun olan iş bulacak diye bir kural yok" sözünü eleştirirken "Bu gençler meslek edinmek için üniversiteye gidiyor" diyerek üniversite sözcüğünün evrensel anlamını bilmediğini bu kadar belli ettiği için de değil. Başbakana aksi bir şey söylemek için kendince hazırladığı "Kültür Mozaik"i listesine Parvus Efendi'yi dahil ederek hepimizi eğlendiği için hiç değil. devamı için...
Bülent Göven - 21.02.2010
  
  
    Şili'nin En Ünlü Şarap Eksperi Ben miyim ?
'Müzisyen olan babam bize alaturka dinlemeyi yasakladığı için, ben maalesef Dede Efendi'yi tanımıyorum. Ulusal müzik için bir değer taşıyabilir belki, ama evrensel müzikte yeri olamaz.' diyordu Suna Kan kendisine Türk müziğinin – bence – en evrensel işçisi olan Hammamizade İsmail Dede Efendi sorulduğunda. Dünyanın en iyi beş keman virtiözünden biri olarak gösterilen Suna Kan 9. senfoniyi biliyordu ama sabâbuselik'ten bihaberdi, çünkü evrensel değildi eşsiz beste. Pekala bir eserin, bir sanatçının, haydi açık açık soralım, Dede Efendi'nin evrensel olup olmadığına Suna Kan karar verebilir miydi ya da buna kim karar verebilirdi? devamı için...
Bülent Göven - 05.11.2009
  
  
    Hayatınızın Break-Even Noktası Neresi?
Belki de böyle sormamak gerek. Hayatınızın 'break-even' noktası var mı, diye sorulabilir belki ondan önce. Belki de birden fazladır, bazıları için. Hayatın bir 'break-even' noktası varsa tabii. Pekala, dışarıdan bir başkasının 'break-even' noktasını bilebilir miyiz? Tabii tüm bunlardan önce asıl netleştirilmesi gereken hayatın 'break-even' noktasının tanımı. Genelgeçer bir tanım yapmak zaten mümkün değil.devamı için...
Bülent Göven - 22.10.2009
  
  
    Eleştirmek, Yargılamak, Değiştirmek ve Eğitmek Üzerine...
İnsanın kendini gereğinden çok önemsemesinin, önemseme derecelerine göre ne gibi sonuçlar doğuracağı üzerinde durmuştum bundan önceki son üç yazımda. Her üç yazıda da, insanın kendini fazla önemsemenin maliyetinin doğrudan kişinin kendisiyle ilgili olduğunu anlatmıştım. Ya komik duruma düşüyorlardı, ya hata yapma lüksünü kaybediyorlardı ya da rekabet gücünden oluyorlardı. Bu defa kendini önemseme işini abartıp diğerlerini değiştirmeye çalışanlardan bahsedeceğim. Bu da konuyla ilgili son yazım olacak.devamı için...
Bülent Göven - 04.08.2009
  
  
    Kendine Aşık Olmak
Bundan yıllar önce, Pınar Kür'ün Bilgi Üniversitesi'nde verdiği "Yazmak-Yaşamak" adlı öykü yazarlığı seminerlerine devam etmiştim, on hafta boyunca. Büyük bir iştahla katıldığım bu seminer benim daha iyi yazmamı sağladı mı bilmiyorum ama bir romanın / hikayenin (dolayısıyla hayatın) nasıl okunması gerektiğine dair pek çok yeni bilgi edinmeme sebep oldu.devamı için...
Bülent Göven - 01.08.2009
  
  
    Ben Yapmadım Miki Yaptı
Hocanız Size Takar mıydı? başlıklı bir önceki yazımda insanların çoklukla kendilerini çok fazla önemsediklerinden, bu yüzden de zaman zaman komik duruma düştüklerinden bahsetmiştim. Ama insanın kendini gereğinden fazla önemsemesinin verdiği en büyük sıkıntı, bence, insanı hata yapmak lüksünden vazgeçmek zorunda bırakıyor olmasıdır.devamı için...
Bülent Göven - 14.07.2009
  
  
    Hocanız size takar mıydı?
Bazen acaba kendimizi fazla mı önemsiyoruz diye düşünüyorum. Düşünsenize yeryüzünde altı milyar insan yaşıyor ve biz bunlardan herhangi biriyiz. Aksi düşünülebilir mi? Ama yine de tüm dünyanın bize karşı olduğunu sanıyoruz bazen. Ortaya söylenen bir sözü kendimize yapılan acımasız bir eleştri olarak algılayabiliyoruz. İşi bıraktığında o firmanın bununla başa çıkamayacağını düşünen ne çok insan var, farkettiniz mi?devamı için...
Bülent Göven - 05.07.2009
  
  
    Maaşınız neyin karşılığı ?
Türk Dil Kurumu maaş sözcüğünü "Birine, görevi karşılığı olarak veya geçimi için her ay ödenen para" olarak tanımlıyor. Nobel ödüllü büyük filozof Bertrand Russell ise, "Bir insanın yaptığı iş için kafasında belirlediği ödeme miktarı" olarak tariflemiş İktidar adlı kitabında maaş sözcüğünü. Kelimeyi bir hukukçu bambaşka şekilde tanımlayabilir. Bir işveren doğrudan maliyet kalemi olarak görür çalışanına verdiği maaşı. Bir çalışan içinse hayatını idame ettirme aracıdır. Peki sizce maaşınız neyin karşılığı?devamı için...
Bülent Göven - 26.06.2009
  
  
    Aylaklığa Övgü ya da Y Teorisi Üzerine
Yıllarca gazetelerin insan kaynakları eklerinde, çeşitli sektör dergilerinde benzer yazılar okudum, okuduk. Türkiye'nin önde gelen şirketlerinin genel müdürleri, bölge direktörleri, üst düzey yöneticileri aynı şeyleri söylediler. Özellikle BT sektörü yöneticileri liderlik ettiler yıllarca bu söylemlere. Dediler ki mesela: "Bizim firmamızda çalışanın iyi niyetli olduğuna inanılır, onlara inisiyatif verilir. Yetki ve sorumlulukları dengelidir. Eğer bir çalışan o gün işe gelmediyse canı istememiş olabilir ve buna saygı duyulur." vesaire...vesaire...devamı için...
Bülent Göven - 28.02.2009
  
  
    Dalgaları Aşmak
Eski Yunan'da salt olarak bilgiye erişmek bile dönemin filozofları için yeterince güçlü bir gönenç kaynağıydı. Bilgiyi öğrencileriyle paylaşmak ve nesilden nesile aktarılmasını sağlamak onlara sadece isimlerini bugün bile bilmemizden başka bir yarar sağlamadı. Onlar "Bilgi en büyük hazinedir" derken kuşkusuz salt bilgiye sahip olmanın erdeminden bahsediyorlardı.devamı için...
Bülent Göven - 26.03.2009


[Sayfa 1], [Sayfa 2]